İsmet İnönü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsmet İnönü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2016 Cuma

TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNİN ÇEKİRDEĞİNDEKİ BİR ADAM: SELİM SARPER



Aşağıdaki videoda Selim Sarper Türkiye'nin Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi sıfatıyla Amerikan CBS Tv'sinin misafiri...Yıl 1951...Yer New York...

"Selim Sarper neler yapmış, nerelerde bulunmuş" sorusuna vereceğimiz birinci cevap 1939-1944 yılları arasında yürüttüğü 'Matbuat Umum Müdürlüğü görevi'...Bugünkü adıyla Basın Yayın Genel Müdürlüğü...Anadolu Ajansı'nın da kendisine bağlı olması sayesinde savaş yıllarında üstlendiği görevin ehemmiyeti hemen anlaşılıyor: "TC'nin savaş esnasında izlediği politikaya uygun basın-yayın işlerinin düzenlenmesi." Kısaca toplumun algısını oluşturma ve yönetme işi Sarper'e tevdi edilmiş...

Sonraki göreviyse 1944-1946 arasında üstlendiği TC'nin Moskova Büyükelçiliği...İkinci Dünya savaşının bittiği ve Sovyetlerin Almanlar karşısındaki zaferi esnasında Moskova'da.

Peki bu tarih neden önemli...Anlatalım...

Selim Sarper Moskova Büyükelçiliği görevini sürdürürken Ankara'ya o meşhur talebi ileten kişidir: "Moskova Boğazlarda ve Kars'ta üs istiyor."

İşte bizim NATO üyeliğimizin sebebi Sarper'in Ankara'ya ilettiği bu kriptoya dayanıyor. Yıllar geçtikten sonra açılan Sovyet arşivinde yapılan araştırmalar da Moskova'nın Türk tarafına bu konuyu havi resmi bir talep iletmediği ortaya çıktı. (Tarihimizin nasıl dizayn edildiğine daha güzel örnek olur mu?)

Yani...1899 doğumlu, liseyi Birinci Dünya savaşı esnasında Almanya'da okumuş ve bitirmiş bu zatın 'iletisi' üzerine İsmet İnönü'nün NATO başvurusu gerçekleşiyor....

Türk diplomat Selim Sarper 1957'den itibaren Bilderberg toplantılarına Türkiye temsilcisi olarak katılanlardan biri aynı zamanda. (Zannımca Muharrem Nuri Birgi, Selahattin Beyazıt gibilerden daha kıdemli değildi.)

Bir diğer özelliği 27 mayıs 1960 ihtilali gecesi dönemin Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi Fletcher ile aynı arabada Genelkurmay Başkanlığı binasına giden kişi olması. Darbenin gerçekleştiği anlarda Cemal Gürsel, ABD elçisi Fletcherve Selim Sarper aynı odada iki saate yakın bir görüşme yapmışlar.

Peki sonra? Evet en ilginç anekdot bu sanırım...Selim Sarper 25 temmuz 1960'da yani 27 Mayıs ihtilalinden iki ay sonra Washington'dan Ankara'ya çok önemli bir misafirle geliyor, o misafir NATO'nun ilk Başkomutanı olan Amerika'lı general Lauris Norstad... Norstad'la o kadar samimi ki Amerikalı general Selim Sarper'in evinde kalıyor.

Sonrasında 27 Mayıs cuntasının Dış işleri bakanı oluyor. Ancak burada da enteresan bir olay var...Darbeden iki gün sonra, 29 Mayıs'ta Albay Alpaslan Türkeş cuntanın kabinesini radyodan duyururken Dış işleri bakanı olarak sonradan TC'nin 6.Cumhurbaşkanı olan Fahri Korutürk'ün adını zikrediyor. Ertesi gün kabine radyodan tekrar ilan edildiğindeyse bir değişiklik var...Dış İşleri Bakanı bir önceki günün aksine Selim Sarper...İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'in anılarına göre Sarper bu görevi İsmet Paşa'ya danışarak kabul etmiş...

27 Mayıs darbesinden sonraki ilk seçimler olan 1961 seçimlerinde Chp milletvekili olarak meclise girip darbe sonrasındaki ilk sivil hükümet olan İsmet İnönü kabinesinde de Dış işleri Bakanlığı yapıyor Selim Sarper.

Peki Sarper'den önceki Dış İşleri bakanımız kimdi: "Cuntanın astığı Fatin Rüştü Zorlu."

Darbe öncesi bir anıyla bitirelim...28.04.1960 günü Cento toplantısı için Tahran'a giden Türk heyeti toplantı sonrası Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu Başkanlığında Tahran Büyükelçiliği'ne gider. Yolculuk esnasında o anda TC'nin NATO Daimi delegesi olan Selim Sarper heyetten ayrılır, heyetteki bazı askerlerle Tahran Hilton oteline gider ve Tahran seyahati boyunca Dış İşleri Bakanı Zorlu'dan uzak durur. Bu olayı o heyette bulunan diplomatlardan Semih Günver'in anılarından öğreniyoruz.

Sonuç:

Bize anlatılan tarih içinde doğrularla yalanlar savaşmaktadır. Anlattığım bütün olayları farklı kaynaklardan teyit ederek yazdım. Peki Selim Sarper ve onun gibileri neden öğrenemedik? Neden bilmemizi istemediler? "Uyanmayalım ve çarklarına çomak sokmayalım." diye...Hiç bir yalan sonsuza dek gizli kalamaz...Ve bunu en iyi o yalanları üreten şeytanlar bilir.

Selim Sarper hakkında bir itham, suçlama ya da spekülatif cümleler sarfetmeyeceğim. Her şey ortadadır.

Araştırma ve üzerine derinine düşünme '1899'da İstanbul'da doğmuş olan Selim Sarper'in çocuk haliyle Almanya'ya nasıl gittiği, orada kendisini kimlerin okuttuğu ve Türkiye'ye gönderdiği' sualiyle başlamadıkça yukarıda anlattığım gerçekler birer hikayeden ibaret kalır.


https://www.youtube.com/watch?v=qqb-u7FT7Oo

16 Kasım 2014 Pazar

Kemalist bir abim'e cevaben (genişletilmiş cevap)


Senin eleştirdiğin, benimde kesin olarak reddettiğim gerçek İslam'la ilgisi olmayan din ile başlayalım. Hz.Muhammed'i ve Ali'yi mağlup edemeyeceklerini anlayıp kaleyi içten fethetmek amacıyla Müslüman olan ticaret sahiplerinin insanları İslam öncesi puta nasıl taptırtmışlarsa Allah'a da öyle taptırtmaları...Yani sapkın Emeviyye kültürünün yarattığı, bozdurulup beylerin kendi çıkarları doğrultusunda yeniden inşa edilen gariplerin, ezilenlerin,kölelerin dini olmaktan çıkarılmış İslam karşısında gerçek ve hak İslamı savunacağız. Sizler bu meseleyi konuşup dini yanlış bir cepheden eleştirince çok şeyi gözden kaçırıyorsunuz. Geride muazzam bir kültür vardır....Kökü çok kuvvetli olduğu için İbn sina, İbn rüşd, Farabi, Gazali, İbn haldun gibi efsanevi bilim adamlarını çıkarabilmiştir Doğu dünyası. Dünyanın ilk üniversitesi ve gök gözetleme kulesi Harran ilçemizdedir. Sana sayfalarca şey sayarım ama Doğu ya da İslam kültürü ne yaparsa yapsın kötüdür, sizlere yaranamaz. Batıdan ne gelirse size hep baş tacı, hep ehlen ve sehlen değil mi? Halbuki faşizm Batıdan çıkmıştır. halbuki ırkçılık, atom bombası, nükleer çalışmalar, yer yüzünün en kanlı en vahşi savaşları hep Batı kaynaklıdır. Ama bunlar gereksiz ayrıntılardır değil mi?
 Siz Mustafa Kemal'i de hiç anlamadınız. Son meşrutiyetin Selanik merkezli İttihat Terakki'sinin farmason işbirlikçi sermayesi Cumhuriyet devrinde kendi azınlığını ve iktidarını garantiye alsın diye kemalizm (yada atatürkçülük) diye bir fikir üretti. Mustafa Kemal'siz kemalizm...İçinde Kuvay-ı Milliye olmayan kemalizm! İnsanların, toplumun yeniden köle pozisyonuna itildiği, ikinci hatta üçüncü sınıf insan muamelesi gördüğü bu fikir ve devlet sistemini sol yada ilericilik adı altında sizlere savundurttular. Sosyalisti, Kürdü, Müslümanı ezilmiş, gebermiş kime ne? Ezilsinler de kaptanlar gemileri yürütsün ve mürebbiyeleri eksik olmasın. Açlıktan ölen mi var, ilaçsızlıktan ölen mi var, kimin umurunda? Bu ülke 2000'lere dek bu cenderede nasıl ezildi, bilmiyor musunuz? 

Rafa kalkmış toprak reformu nedeniyle Osmanlı'dan kalma Hamidiye paşalarının, Kürt-Türk-Arap farketmez, beylerin ağaların devlet gücünün yedeği olarak boy gösterip gariban köylüyü ezip mahvettiği düzen Cumhuriyet rejiminde neden aynen devam etti? Bu düzenin çeri başı da İsmet İnönü oldu. En somut örneği Köy çocuklarını aydınlatan Köy enstitülerinin kapatılması değil mi? Köylü aydınlansın istemediler. Kalkınsın istemediler. Liman ağızlarında toplanmış belli ailere ve onların acentalığını yapan şirketlere hizmet edilsin diye hepsi... 
İlericilik adına İsmet paşa politikalarını savundunuz, savunuyorsunuz? Üstüne bir de "biz Akp yi yıkacağız, iktidar olacağız" diyorsunuz ya. İşte en çok buna gülüyorum. Oy verdiği partinin başkanı İsveç merkezli bir enstitü (Silkroad İnstitute) raporuyla başkan yapılmış; ekmek için ekmel hadisesinin arkasını okuyamayanlar, Koç'un ve Aydın Doğan'ın yarattığı ve Fetullah hazretlerinin elini öperek podyuma çıkartılıp bel bağlanan saçı boyalı kaşı alınmış Sarıgül'ü geleceğin halk önderi diye hayal edenler "biz RTE'yi yıkacağız" dedikçe beni bir gülme tutuyor sormayın gitsin.
Son söz...Tekrar ediyorum Mustafa Kemal Paşa'yı hiç anlamadınız. Adam neden kurduğu kurumlara Etibank, sümerbank dedi? Bunları hiç düşünmediniz. Kafatası ölçme hikayesinin sebeplerini bile araştırmadınız. Hitit dilini konuşan ve yazan Truva'yı (Troia) yıllarca tüm Dünya'ya Helen diye pazarlayan, üniversitelerinde bununla ilgili koca koca kitaplar yazdırıp okutan o büyük ve vahşi hegemonyaya karşı açılmış devasa bir savaşın parçalarıydı bunlar. Bir kültür ve var olma savaşı.

Ama biz sizler gibi ezberci yada bir tarikatın (en devrimci de olsa en solcu da olsa tarikattır benim için) sorgusuz sualsiz takipçisi değiliz, olamayız. Biz her kaynağı okuyarak, tüm bu algı operasyonlarının saldırısına inat doğruyu arıyoruz. Bilimin de tarihin de politikanın da ahlakın da doğrusununun peşindeyiz. Çünkü bunların hepsinin sahtesi var. Mesela hepiniz RTE ile dalga geçiyorsunuz değil mi, şu Amerikanın keşfi meselesi yüzünden. Ama düşünmezsiniz hiç Piri Reis'in kim olduğunu ne yaptığını? Piri Reis'in haritasında Amerika kıtası vardır. Bu Piri'nin Amerika kıtasına gittiği anlamına gelmiyor. Fakat ait olduğu denizcilik geleneğinin oralara ulaştığını gösteriyor. Çünkü haritacılık o devirde her neslin keşfettiğini bir sonraki nesle aktarmasıyla gelişmiştir. Bu Piri Reis işini kim söyleyecek diye bekliyorum dünden beri, tık çıkmadı kimseden. Çıkmaz, çünkü kafalarımızı kendilerine angaje etmiş bir kolonyalist emperyalist güç var karşımızda. Kafalarımızı esir almışlar. (Ben hariç, beni çok şükür kimse esir alamıyor.Ne sahte emeviyye dini, ne avrupa marksizmi, ne liberalizm, ne milliyetçilik, ne başka bir şey. çünkü hepsinde doğrular hepsinde yanlışlar vardır ve bize göre tahlil edilmesi gereken kavramlardır hepsi.) 

Bense siz sevdiklerimin kafasını o melun esaretten kurtarmaya çalışıyorum. Düşüncelerime kızıp öfkelenenlere dahi bir adım daha yaklaşmaya çalışıyorum. Hangi fikirden olursa olsun karşımdakini önce dinliyorum. Önce bir dil yakalamaya çalışıyorum onunla. Çünkü biliyorum ki karşımdaki katı İslam şeriatçısı da olsa, katı PKK'li de olsa, katı Komünist , katı Kemalist te olsa o ya da ben banka sahibi değilsek, sigorta, petrol, silah şirketi sahibi değilsek, büyük medya grubu sahibi değilsek yada böyle güçlerin maaşlı tetikçisi değilsek aslında aynı yerdeyiz. İttifak etmemizin önünde engel yok. Ortak vatan, ortak kültür, ortak duygu ve ortak hedeflerde buluşabilmek bu ortaklıklardan ayrılmaktan çok daha kolaydır çünkü. Çünkü tarihi ve sosyal temeli vardır. Ve şansımız o temel ne kadar dinamitlense de yıkılmayacak bir güce sahip.