islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2016 Çarşamba

DÜŞÜNCEYE KELEPÇE İLE ALLAH'I İDRAK MÜMKÜN MÜ?

İnsan kimsenin kalbini bilemez. Bir kişi beş vakit namaz kılıp, kalbi kötülük, haset, kıskançlık içinde de olabilir; hatta kişi namaz kılması karşısında her türlü hak yeme, tecavüz, riya içinde bile olabilir. Bu kişinin namazı sahte, zikri yalandır. Allah'a ibadeti göstermeliktir. Aşağıda değineceğim, Maun suresi bu durumu anlatır.
Kuran'a başvuracak olursak, Araf suresinin 179.ayeti şöyle der: "Andolsun ki, birçok cini ve insanı (yaptıkları yüzünden) cehennemlik kıldık. Onların kalpleri var fakat (hakkı) anlamazlar, gözleri var fakat (gerçeği) görmezler, kulakları var fakat (doğruyu) duymazlar. Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta hayvanlardan da aşağıdadırlar. Onlar gaflet içindedirler."

Ben Araf 179'da anlatılanın 'namaz kılmayan hayvandır.' önermesini yapanlar için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Yani 'Biz sizin kalbinizi, niyetinizi biliyoruz.' diyor Allah...Ve kalbi kötülük, hak yeme, riya, tecavüzle dolu olanlar 'hayvanlar gibi, hatta ondan da aşağıdadır.' diyor. Böylece kişinin kalbini, niyetini, içindekini bilmeksizin -ve bunun beşer tarafından bilinmesi de mümkün değil- onun hakkında 'Namaz kılmayan hayvandır.' diyenler Araf suresinin 179. ayetine göre Allah nezdinde hayvandan da aşağıdadır. Bunu biz demiyoruz, ayetinde Allah açık açık söylüyor.

Şimdi bütün bu izahı Maun suresiyle birlikte değerlendirelim. Yüce Tanrı şöyle diyor: "Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle. Gördün mü o dine yalan diyeni? İşte yetimi itip kakan odur! Yoksulu doyurmaya teşvik etmez. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Namazlarında yanılmaktadırlar. Onlar ki gösteriş yaparlar. Ve yardımlığı sakınır (zekatı vermezler)."
Allah'ın yarattığı en şerefli ve en sevdiği varlık olan insana bir madde-i mahsusa da belirtmek suretiyle hayvan dediği için Araf suresinin 179.ayetinde bahsedildiği üzere Allah'ın karşısında hesap verecek olanların namazı yani Allah'ı zikretmesi yalandır, gösteriştir. Araf suresinin 179. ayetinde anlatılan Allah'ın gadrine uğrayacakların salatı, zikri, tespihi Maun suresinde görüleceği üzere geçersiz ve hatta aleyhe delil kabul edilmiştir Allah tarafından.

İşte tüm bu anlatıdan sonra ortaya çıkan bir gerçek daha vardır. Malum şahıs 'Namaz kılmayan hayvandır.' dedikten sonra kamuoyunda bazı dindar, muhafazakâr, ehlisunnet görünümlü kişiler bu sözü dosdoğru savunmaları mümkün olmadığından vesilelerle, çeşitli dolambaçlarla bu kişinin lafının yanlışlığından da bahsederek 'ağız-dil sürçmesi, öyle demek istemedi, kafası karışmış' gibi üstü kapalı savunulara başvurduğu gibi, yine malum şahsı dosdoğru haklı çıkarmadan fakat dini bazı verilerle, hadislerle hatta çarpıttıkları Kuran yorumlarıyla yine üstü kapalı savunular içine girmektedirler.
Biz onlara sadece Kuran'la ve Kuran'ın verdiği istikametle cevap veririz. İşte Araf...İşte Maun sureleri...
Kuran'ın verdiği istikamet nedir? Doğruluk, dürüstlük, hak yememe, mala, cana, hakka tecavüz etmeme, her durumda adalet gözetme, zulme ve zalime boyun eğmeme, mazlum ve zayıfları koruma ve savunma, peygamberlerin de insan olduğunun idraki, böylece insanlar arasında Allah nezdinde bir fark veya insan olmasından kaynaklı bir üstünlük ya da aşağılık hali olmadığı hususları Kuran'ın verdiği istikametin en mühim olanlarıdır. Biz alim olan, yoğun emekle fikir yaratan herkese sonsuz saygı duyarız ve her şeyi okuruz. Ancak hiç bir insanın yazdığına Allah kelamı rolü veremeyiz, öyle kabul edilmesine de göz yumamayız. Bugünkü teknoloji ve diğer imkanlar tüm kaynakları elimizin altına vermiştir. O sebeple herkesin anladığı dildeki farklı farklı Kuran meallerini mukayese ederek okuması mümkündür. Beşerin yazdığına Kuran üzerinden bakılmasını sağlamalıyız. Kuran'a beşerin yazdığı üzerinden bakılması yanlıştır ve dolambaçlı yollarla üstü kapalı olarak malum şahsın 'Namaz kılmayan hayvandır.' sözünü savunanların en büyük eksiği bu yanlışın farkına varamamalarıdır. Allah ve sözü düşünceye kelepçe takılarak idrak edilemez. İdrak edilemeyen Allah Allah'sızlıktır; buradan çıkan müslümanlık Kuran'ın verdiği istikametin dahilinde değildir ve Kuran'ın yukarda belirttigimiz istikametini içselleştirmeyenler sahte bir müslümanlıkla İslam'a ve hak düşüncesine zarar vermekten başka bir şey yapmıyorlar, aynen 'Namaz kılmayan hayvandır.' diyen kişi gibi.

Son olarak Hac suresinin 18. ayetine müracaat edelim: "Görmedin mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar."
'Namaz kılmayan hayvandır.' diyen kişi bu mukaddes ayeti de inkar ediyor demektir. Zira canlı cansız her şeyin secde ettiği Allah hayvanları hakaret fiiline özne olsun diye yaratmamıştır. Hele ayetin şu cümlesi malum şahsın bugün yaşadığı şeyi anlatıyor: 'Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek yoktur.' Bugün insanlara hakaret eden bu şahıs müslümanından ateistine, dindarından sekülerine büyük çoğunluğu üzmüş ve aynı şekilde tepki görmüştür. İşte ona ayette de anlatıldığı üzere ikram gösterecek de yoktur, olamaz.

1 Mayıs 2016 Pazar

MÜSLÜMANLIK NEDİR, LAİKLİKLE İLİŞKİSİ NASILDIR?




Alelacayip tartışmalar görüyorum, nutkum tutuluyor.

Yahu bre insanoğlu!

Müslüman olmak 1400 yıl öncesinin bireysel ve sosyal dinamikleriyle düşünmek ve yaşamak değildir, 1400 yıl öncesinin gelenek ve adetlerini hedeflemek değildir, 1400 yıl öncesinin aklını aramak değildir.

Müslüman olmak dürüst olmaktır, hak yememektir, zulme ortak olmamaktır, haksızlığa karşı çıkmaktır, başkasının özel alanına (canına, vücut bütünlüğüne, yaşamsal anlamda malına) tecavüz etmemektir.

Müslüman olmak senin özgürlük alanına kastetmediği müddetçe herkesin özgürlüğüne saygı duymak ve o özgürlükleri müdafaa etmektir. Müslüman olmak paylaşmaktır, kula kul olmanın karşısında durmaktır. Müslüman olmak kişinin yaratan ile arasına girilmesine engel olmaktır. Müslüman olmak hırsızlığa, soyguna, halkın ortak mallarının talan edilmesine karşı çıkmaktır.

Peki bu saydıklarımız nedir?

Evrensel insanlık değerleridir.

Yani sen yeryüzünün neresine gidersen git, bu değerleri savunup yaşatacaksın eğer müslümansan. Dilin, ırkın, öbür farklılıkların engel olmadığı gibi bir üstünlük vesilesi de değil.

Bakın kardeşim hep söylüyoruz; dinin iki yönü vardır. Birincisi kişinin kendi iç dünyasında Allah'a yönelimi. Buna teolojik tarafı diyelim. İkincisiyse yukarda saydığım özellik ve amaçları da kapsayan sosyolojik tarafı.

Bir insan bir başka insanın içine girip Allah'a yönelimini ölçüp biçemez. Bu sebeple kim inançlıdır kim değildir, eğer inanıyorsan bunu sadece Allah bilir.

Bu ne demektir?

Allah ile kul ilişkisi en özel, en mahrem, en ihlal edilemez ilişkidir. İslam'ın teolojik bakımdan güzelliği de burada zaten. İznik konsülünden çıkmış Hristiyanlık gibi yaratan ile kişi arasına bir aracı sokmuyor İslam. Hristiyan kişi tek başına dua edebilir elbette ancak Kilise'ye gitmesi ve ibadetini bir papazla gerçekleştirmesi mecburidir. Oysa İslam'da ibadeti, yani Allah'a yönelimi gerçekleştirmek için bir hocaya, bir alime, bir vesileye gerek yoktur. Hristiyan pazar ayinini evinde gerçekleştiremez ama müslüman tüm ibadetlerini evinde gerçekleştirebilir.

İznik konsülünden çıkmış o Hristiyanlık Roma imparatorluğu'nun iktidar aracı haline geldi ve Avrupa'yı yüz yıllar süren feci bir karanlığa sürükledi. Avrupa'nın o sahte hristiyanlıktan kurtuluşu üretim araçlarının gelişip, el değiştirip yeni ekonomik sınıfların doğmasıyla mümkün oldu. Laiklik bu şartlarda doğmuş olan kurtuluşun adıdır; Batı Avrupa üretim güçleri ve o güçlerin yarattığı toplumsallık 'karanlık katolik hristiyanlık iktidarından' laik devlet yapılanmasıyla kurtulmuştur. Yani kısaca üretim araçlarının gelişmesi sonucu iktidara ortak olan Batı Avrupa burjuvazisi karşısındaki aracı din sınıfının kökünü laiklikle kazıyabilmiş, devlet organizasyonundaki dini sınıfların egemenliği ortadan kaldırılarak seküler (dünyevi, insani, toplumsal) anlayışın egemenliği tesis edilmiştir. Ayrıntıya girmeden İslam'a dönelim.

Peki İslam'da nedir durum? Bakın püf noktasına geldik; İslam'da devlet anlayışı modern çağ terimiyle ifade edersek doğal olarak laiktir. Çünkü dini açıdan aracı yoktur ve aracıların iktidara ortak olması gibi bir pozisyonun olabilmesinin imkanı yoktur.

Hz.Muhammed'in başkanı olduğu devlet bugünkü ifadesiyle laik devlettir. Diğer inanç sahiplerinin kutsallarına dokunmayan hatta onları koruyan devlettir. Devletin o günkü toplumsal şartlar icabı yaşanan hayatın somut problemlerini çözmek için getirilen hükümlerle (ki bu kişi-yaratan ilişkisiyle yani dinin teolojik tarafıyla alakasızdır.) organize olması 'bugünkü çağcıl laik devlet' paradigmasıyla ters düşmez, çelişmez.

Peki bu çelişmeme durumu Ortadoğu'da ne zaman bozuldu?

Ne zaman ki İslam devletinin egemenliği halkın iktidarından azınlık iktidarına geçti, bahsettiğimiz 'İslam'ın laiklikle çelişmeme durumu' işte o zaman bozuldu. Dört halife devrinde İslam devleti başkanlığının seçim usulü nasıldı? Meşveret ve seçim usulü değil miydi? Öyleydi. Peki ne oldu; Emevi ailesi silah zoruyla ele geçirdiği devletin idare şeklini değiştirdi ve devlet başkanlığını soy'a bağladı. Halifelik yani İslam devletinin başkanlığı babadan oğula geçer oldu. Böylece 'bugünkü anlamıyla laik' devlet yıkıldı ve yerine halkın tebaa (devlete, kişiye ya da iktidara kul) olduğu, mülkün Allah'a (yani kamuya, tüm insanlığa) ait olmaktan çıkıp kişilere (bir azınlığa) ait olduğu bir devlet modeli hakim kılındı.

Yani sadece Allah'a kul olan müslümanlar laik İslam Devleti anlayışının yok edilmesiyle devlete kul, iktidara kul, azınlığa kul, kişilere kul haline getirildi.

Bunları şundan yazdım; yukarda müslüman kişinin benim algım ve anlayışıma göre nasıl olması gerektiği konusunda çeşitli tanımlamalarda bulundum. O tanımlamalardan birinin de müslüman kişinin günümüz koşullarında laik devleti savunan kişi olması gerektiğidir.

Laik devlet ile laikçilik aynı şey değildir. Müslüman kişi laik devleti savunmalı ancak laiklik üzerinden kurgulanan bu devleti ele geçirmiş ve iktidar araçlarıyla halkı modern tebaa haline sokmuş faşist azınlık hegemonyasıyla sonuna kadar mücadele etmelidir.

7 Ocak 2015 Çarşamba

CHARLİE HEDBO CİNAYETLERİNDEN SULTANAHMET'E, CİZRE'YE VE YEMEN'E

Bugün Fransa'da Charlie Hedbo dergisine yapılan iğrenç saldırıyı kınıyoruz. İnsanlık suçudur. Adicedir. Silahsız ve korunmasız sivillerin silahlı kimselerce öldürülmesi hangi dava adına olursa olsun soysuzluktur. Peki bu dergi neden böyle menfur bir saldırının hedefi oldu. 
Derginin keskin kalemli karikatüristleri ve yazarları bugüne kadar dünya dinlerini, politikacıları ve ünlüleri ifade özgürlüğü bayrağıyla ve politik açıdan doğru olma kaygısı gütmeden hedef aldı.
Charlie Hedbo dergisi oldukça saldırgan bulunan içeriği nedeniyle Fransız otoritelerince yasaklanan haftalık yayın Hara Kiri'nin ardılı olarak 1970'de yayın hayatına başladı. Charlie Hebdo, kendini sıklıkla karalama vakaları yüzünden açılan davalarla yasal süreçlerin içinde buldu. Ancak, asıl şimşekleri üzerine çekmesi yayınladığı Hz. Muhammed karikatürleriyle oldu. Tartışmalar, dergi 2006 yılının şubat ayında, Danimarka'da basılan iki Hz. Muhammed karikatürünü yeniden yayınladığında alevlendi.

Bir grup Müslüman Derneği Charlie Hebdo'ya bu karikatürler nedeniyle dava açtı. Derginin bu sayısı, normal satış rakamlarının çok üstüne çıkarak yarım milyona yakın satış rakamına ulaşmıştı.
Ne var ki bir Fransız mahkemesi, dergiyi Müslümanlardan çok teröristleri hedef aldığı gerekçesiyle haklı buldu.


Tunus'taki Ennahda'nın seçimlerden galip çıkmasının ardından dergi, 2011'de Şeriat Hebdo'su adıyla özel bir sayı yayınladı. Yayıncılar, sayının ‘misafir editörünün' Hz. Muhammed olduğunu ve ‘gülmekten ölmeyenleri 100 kırbaçla cezalandıracağını' yazdı.

Sayı raflardaki yerini aldığı gün derginin Paris Ofisi ateşe verildi. Fransız politikacılar derginin ifade özgürlüğünü savunurken, sayı birkaç saat içerisinde tükendi.

Gülmekten ölmeyenlerin 100 kırbaçla cezalandırılacağını yazan kapak

2013 yılının ocak ayında dergi Hz. Muhammed'in hayatını betimleyen bir karikatür dizisinin ilk bölümü olarak 64 sayfalık bir özel sayı bastı. Saldırıda hayatını kaybeden Charlie Hebdo'nun genel yayın yönetmeni Stephane Charbonnier bu diziye ilişkin, ‘Eğer insanlar şok edilmek istiyorlarsa, şok olacaklar' demişti.



Hz.Muhammed'in domuz burnu monte edilmiş resmi


Şok etme işi kuvveden fiile döndü ve İslam peygamberi domuz burunlu bir fotoyla derginin kapağına kondu. Bir topluluğun etnik, dini, kültürel, kimliksel kutsallarına bu kadar dışlayıcı, sert ve aleni yayını fikir ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmekle hakaret, küfretme ve aşağılayıcı olarak değerlendirmek arasındaki çizgi nedir? Bu tartışmaya girmiyorum. Değerlendirmeyi okuyucuya bırakıyorum. Sosyal medyada bir çok arkadaş profiline "Je suis Charlie" yazısı koyarak olayı protesto ediyor. Çok haklılar, daha fazlasını da yapmalılar.




Ama o zaman sormamız gerekir; bu haklı protestocu arkadaşlar 11.07.2008'de Amerikan Hava Kuvvetleri Afganistan'da düğüne giden bir araç konvoyunu bombaladığında ve 39'u kadın ve çocuk toplam 47 sivili katlettiğinde seslerini bugünkü gibi yükselttiler mi?


Yemen'de 35 kişinin öldüğü bombalı saldırıdan

Bugün Charlie Hebdo saldırısından bir kaç saat evvel Yemen'de polis akademisine kayıt için sırada bekleyen öğrencilerin yanında bomba yüklü bir araç infilak etti ve 35 öğrenci öldü. Ölüler Fransa'dan gelirse sansasyonel Yemen'den gelirse değil, böyle mi düşünmeliyiz? Neden kimse Yemen'deki adi, vahşi saldırından ve cinayetten de bahsetmiyor. Ölenler gariban Yemen'liler olduğu için mi?



Ümit Kurt
Dün Cizre'de 14 yaşındaki Ümit Kurt adlı bir evladımız yine ne olduğu belli olmayan -aslında bellidir, konuyu dağıtmamak için girmiyorum- olaylarda öldürüldü. Ve Sultanahmet'te ne amaç taşıdığı belirsiz bombalı saldırıda zavallı genç bir kadın kendi canına da kıymak suretiyle gencecik bir polisimizi öldürdü. Dünkü bu katliamlar da bugünkü Charlie Hebdo saldırısı kadar ilgi çekmedi. Neden? Küçük çocuğu babasız kalan gariban polisin canı, 14 yaşındaki Ümit Kurt'un ölü bedeni hatta canlı bomba yapılan vücudu parça parça olan o genç kadın Fransa'dakiler kadar kıymetli değil mi?




Fransa'daki menfur katliamı anlamak için Fransa'nın Cezayir'de yaptığı soykırımları, Afrika'da sömürgelerinde yaptığı insanlık dışı olayları bilmek gerekir. Bunları bilmeden bugün yapılan katliamı anlayamayız.
Son sözleri Fransa'nın ve Batı emperyalizminin adi politika ve katliamlarına karşı savaşmış büyük mücadele adamı ve düşünür Frantz Fanon'a bırakalım:
"Şiddeti adet edinmiş sömürgeci ve egemenlere karşı, mazlumların verdiği şiddet refleksleri, o toplumları tedavi eder. Ezilmiş halkı aşağılık kompleksinden, umutsuzluktan ve eylemsizlikten kurtarır; Onu korkusuz kılar ve öz güvenini tekrar kazanmasını sağlar."
Fakat Fanon'un şu sözü yukardakinden daha değerli, daha derin, daha sarsıcıdır:
"Sizi sömürgeleştiren yabancıların sizde yarattığı en büyük yıkım, zamanla sizin kendinize onların gözüyle bakmanızı sağlamalarıdır."
İşte Fanon'un bahsettiği "kendimize bizi sömürgeleştirenlerin gözüyle bakmak" hastalığı maalesef hala tam olarak tedavi edilememektedir. Zira hastanın tedavisi ancak ve ancak onun kendini hasta olarak kabul etmesine, hastalığıyla yüzleşmesine ve tedavi yollarını aramasına bağlıdır.




Dün ve bugün Cizre'de, Sultanahmet'te, Yemen'de, Fransa'da ölenlere rahmet diliyorum. İnsanlığın can çekiştiği dünyamız üzerindeki güç savaşlarının sorumlusu dün ve bugün ölenler veya öldürenler değillerdir. Bu katliamların failleri yeryüzünü bataklığa çeviren finans-kapital,silah ve enerji tröstleridir. Batı emperyalizmidir, siyonist hegemonlardır.


















16 Kasım 2014 Pazar

Kemalist bir abim'e cevaben (genişletilmiş cevap)


Senin eleştirdiğin, benimde kesin olarak reddettiğim gerçek İslam'la ilgisi olmayan din ile başlayalım. Hz.Muhammed'i ve Ali'yi mağlup edemeyeceklerini anlayıp kaleyi içten fethetmek amacıyla Müslüman olan ticaret sahiplerinin insanları İslam öncesi puta nasıl taptırtmışlarsa Allah'a da öyle taptırtmaları...Yani sapkın Emeviyye kültürünün yarattığı, bozdurulup beylerin kendi çıkarları doğrultusunda yeniden inşa edilen gariplerin, ezilenlerin,kölelerin dini olmaktan çıkarılmış İslam karşısında gerçek ve hak İslamı savunacağız. Sizler bu meseleyi konuşup dini yanlış bir cepheden eleştirince çok şeyi gözden kaçırıyorsunuz. Geride muazzam bir kültür vardır....Kökü çok kuvvetli olduğu için İbn sina, İbn rüşd, Farabi, Gazali, İbn haldun gibi efsanevi bilim adamlarını çıkarabilmiştir Doğu dünyası. Dünyanın ilk üniversitesi ve gök gözetleme kulesi Harran ilçemizdedir. Sana sayfalarca şey sayarım ama Doğu ya da İslam kültürü ne yaparsa yapsın kötüdür, sizlere yaranamaz. Batıdan ne gelirse size hep baş tacı, hep ehlen ve sehlen değil mi? Halbuki faşizm Batıdan çıkmıştır. halbuki ırkçılık, atom bombası, nükleer çalışmalar, yer yüzünün en kanlı en vahşi savaşları hep Batı kaynaklıdır. Ama bunlar gereksiz ayrıntılardır değil mi?
 Siz Mustafa Kemal'i de hiç anlamadınız. Son meşrutiyetin Selanik merkezli İttihat Terakki'sinin farmason işbirlikçi sermayesi Cumhuriyet devrinde kendi azınlığını ve iktidarını garantiye alsın diye kemalizm (yada atatürkçülük) diye bir fikir üretti. Mustafa Kemal'siz kemalizm...İçinde Kuvay-ı Milliye olmayan kemalizm! İnsanların, toplumun yeniden köle pozisyonuna itildiği, ikinci hatta üçüncü sınıf insan muamelesi gördüğü bu fikir ve devlet sistemini sol yada ilericilik adı altında sizlere savundurttular. Sosyalisti, Kürdü, Müslümanı ezilmiş, gebermiş kime ne? Ezilsinler de kaptanlar gemileri yürütsün ve mürebbiyeleri eksik olmasın. Açlıktan ölen mi var, ilaçsızlıktan ölen mi var, kimin umurunda? Bu ülke 2000'lere dek bu cenderede nasıl ezildi, bilmiyor musunuz? 

Rafa kalkmış toprak reformu nedeniyle Osmanlı'dan kalma Hamidiye paşalarının, Kürt-Türk-Arap farketmez, beylerin ağaların devlet gücünün yedeği olarak boy gösterip gariban köylüyü ezip mahvettiği düzen Cumhuriyet rejiminde neden aynen devam etti? Bu düzenin çeri başı da İsmet İnönü oldu. En somut örneği Köy çocuklarını aydınlatan Köy enstitülerinin kapatılması değil mi? Köylü aydınlansın istemediler. Kalkınsın istemediler. Liman ağızlarında toplanmış belli ailere ve onların acentalığını yapan şirketlere hizmet edilsin diye hepsi... 
İlericilik adına İsmet paşa politikalarını savundunuz, savunuyorsunuz? Üstüne bir de "biz Akp yi yıkacağız, iktidar olacağız" diyorsunuz ya. İşte en çok buna gülüyorum. Oy verdiği partinin başkanı İsveç merkezli bir enstitü (Silkroad İnstitute) raporuyla başkan yapılmış; ekmek için ekmel hadisesinin arkasını okuyamayanlar, Koç'un ve Aydın Doğan'ın yarattığı ve Fetullah hazretlerinin elini öperek podyuma çıkartılıp bel bağlanan saçı boyalı kaşı alınmış Sarıgül'ü geleceğin halk önderi diye hayal edenler "biz RTE'yi yıkacağız" dedikçe beni bir gülme tutuyor sormayın gitsin.
Son söz...Tekrar ediyorum Mustafa Kemal Paşa'yı hiç anlamadınız. Adam neden kurduğu kurumlara Etibank, sümerbank dedi? Bunları hiç düşünmediniz. Kafatası ölçme hikayesinin sebeplerini bile araştırmadınız. Hitit dilini konuşan ve yazan Truva'yı (Troia) yıllarca tüm Dünya'ya Helen diye pazarlayan, üniversitelerinde bununla ilgili koca koca kitaplar yazdırıp okutan o büyük ve vahşi hegemonyaya karşı açılmış devasa bir savaşın parçalarıydı bunlar. Bir kültür ve var olma savaşı.

Ama biz sizler gibi ezberci yada bir tarikatın (en devrimci de olsa en solcu da olsa tarikattır benim için) sorgusuz sualsiz takipçisi değiliz, olamayız. Biz her kaynağı okuyarak, tüm bu algı operasyonlarının saldırısına inat doğruyu arıyoruz. Bilimin de tarihin de politikanın da ahlakın da doğrusununun peşindeyiz. Çünkü bunların hepsinin sahtesi var. Mesela hepiniz RTE ile dalga geçiyorsunuz değil mi, şu Amerikanın keşfi meselesi yüzünden. Ama düşünmezsiniz hiç Piri Reis'in kim olduğunu ne yaptığını? Piri Reis'in haritasında Amerika kıtası vardır. Bu Piri'nin Amerika kıtasına gittiği anlamına gelmiyor. Fakat ait olduğu denizcilik geleneğinin oralara ulaştığını gösteriyor. Çünkü haritacılık o devirde her neslin keşfettiğini bir sonraki nesle aktarmasıyla gelişmiştir. Bu Piri Reis işini kim söyleyecek diye bekliyorum dünden beri, tık çıkmadı kimseden. Çıkmaz, çünkü kafalarımızı kendilerine angaje etmiş bir kolonyalist emperyalist güç var karşımızda. Kafalarımızı esir almışlar. (Ben hariç, beni çok şükür kimse esir alamıyor.Ne sahte emeviyye dini, ne avrupa marksizmi, ne liberalizm, ne milliyetçilik, ne başka bir şey. çünkü hepsinde doğrular hepsinde yanlışlar vardır ve bize göre tahlil edilmesi gereken kavramlardır hepsi.) 

Bense siz sevdiklerimin kafasını o melun esaretten kurtarmaya çalışıyorum. Düşüncelerime kızıp öfkelenenlere dahi bir adım daha yaklaşmaya çalışıyorum. Hangi fikirden olursa olsun karşımdakini önce dinliyorum. Önce bir dil yakalamaya çalışıyorum onunla. Çünkü biliyorum ki karşımdaki katı İslam şeriatçısı da olsa, katı PKK'li de olsa, katı Komünist , katı Kemalist te olsa o ya da ben banka sahibi değilsek, sigorta, petrol, silah şirketi sahibi değilsek, büyük medya grubu sahibi değilsek yada böyle güçlerin maaşlı tetikçisi değilsek aslında aynı yerdeyiz. İttifak etmemizin önünde engel yok. Ortak vatan, ortak kültür, ortak duygu ve ortak hedeflerde buluşabilmek bu ortaklıklardan ayrılmaktan çok daha kolaydır çünkü. Çünkü tarihi ve sosyal temeli vardır. Ve şansımız o temel ne kadar dinamitlense de yıkılmayacak bir güce sahip.